DNA Aktivasyonu

BEN BENİM

Toplumsal olarak zor bir dönemdeyiz. Daha fazlasına dayanamayacağız derken, yeni acılan yükleniyoruz. Ve bir gün, daha güzel günlere uyanmak için, DNA’mızı kodlamamız gerektiğini öğreniyoruz Esra O. Erdoğan’dan. Kitabı “Uyan Aç Kalbini”tam olarak aradığımız şey mi? sila güven

Uzun zamandır uykudaymışsınız gibi hissediyor olabilirsiniz. Üzerinizde derin bir yorgunluk olabilir. Ya da her şey ters gidiyor olabilir mesela. Onların cevabı bu kitabın içinde değil ama onların cevabı bu kitabı okuma ihtimali olan sizin içinizde. “Ruhsal gelişim rehberi” olarak adlandırdığı kitabıyla Esra Ö. Erdoğan, uyanıp kalbimizi açmanın tam olarak nasıl bir şey olduğunu anlatıyor.

Uyanıp, kalbimizi açtığımızda ne oluyor? Bizi neler bekliyor?

Her şeyden önce bu kitap yükseliş için DNA aktivasyonun önemini vurguluyor. Her kitap bana göre çok önemli bir hizmet… Bu anlamda kendimi diğer kitaplarla kıyaslamak yerine, hepimizin içindeki kütüphaneden çıkardığımız eşsiz bilgiler olarak değerlendiriyorum ki kitabımda her birimizin yaratıcılar olduğunu özellikle vurguluyorum. Farkımız sadece deneyimsel… Hepimizi biriciğiz, özeliz ve sevgiyiz. Uyanıp kalbini açanlar kendilerini bulacaklar; kendilerine kanallık yapabileceklerini hissedecekler. DNA’nın neden önemli olduğunu, nasıl üzerinde çalışabileceklerini ve hasarlı DNA’nın şifasının önemine varacaklar. Bu sayede öze doğru gidebilmenin kopya insandan çıkarak gerçek insana doğru ki; buna insan-i kamil diyoruz, nasıl olacağının çalışmalarını görecekler. Kitabın en büyük etkisi “Ben Ben’im” ifadesinin etki alanının çok güçlü olduğu üzerine… Bunu dilden söylemenin bile çok yüksek bir hale geçtiğini söyleyenler var. Kopyadan çıkmanın ne kadar önemli bir kavram olduğunu fark edenler çoğalmaya başladı. Farkındalığının arttığını ve DNA’nın hasarı için çalışmaya başladıklarını paylaşanlar var. Daha fazla huzur ve sevgiyi hissediyoruz diyenler de…

Hayat cidden zor mu? Yoksa onu zorlaştıran biz miyiz?

Yaşadıklarınızın zorluğu, kolaylığı, güzelliği, kötülüğü hepsi kendi içinizde saklı… Şayet kendinizi tanımaz ve kendinizle barışmazsanız zaten hayatınızda karşılaştığınız hiçbir şeyin üstesinden esasında gelemezsiniz. Benim aracısı olarak açtığım kapıyla gelen bilgiler zaten o kaçmak ya da hayatınızda olmasını istemediğiniz zorlukların tamamen sizden uzaklaşmasını sağlayacak özü beraberinde getiriyor.

Siz özünüzü ve hayattan istediklerinizi keşfettiğinizde zaten kötü, zor diye geçmişinizde yaşadığınız hiçbir şey bu aydınlanma sonrası yeni hayatınızda sizi zorlayacak, yıpratacak şekilde yer almıyor. Çünkü beliren her şey içinde şifası ve cevabıyla gelmeye başlıyor.

Mutlu birlikteliğin bir sırrı var mı? Yalnızlık bir sorun mu?

Yalnızlık sorun değil aksine farkındalıkla beraber bir odaklanma, huzur, mutluluk halidir. Siz zaten bu evrende yalnız değilsiniz ve bunu fark ettiğinizde materyal yaklaşımla yalnızlık algısından sıyrılıp birliktelik ve bütünlük hissi ile tamamlandığınızı hissedeceksiniz. Hücrelerinizin en uç noktasında bile bu evrenin bir parçası olduğunuzu anlayacak bu aidiyet duygusu ile yalnızlık hissine bakış açınız olumlu yönde değişecek. Birliktelikler kısmına geldiğimizde ise yalnızlığını çözümleyen ve özüyle tanışan insanlar birlikteliklerindeki enerji paylaşımı ve bütünlüğü ile daha da üst noktalara taşınırlar. Kendi mutluluğunu bilenlerin bir aradaki mutlulukları evrende çok daha büyük anlamlara ve enerjilere imza atar. Bu bilinçle yaşanan her birliktelikte yaşam yolunda bireylere çok daha benzersiz deneyimlerin kapılarını aralar.

Umutsuzluk, korku ve endişe ile nasıl başa çıkabiliriz?

Korkmak bir duygu, korkak olmaksa bir dürtüdür.

O zaman dürtü neymiş; “Bedensel veya ruhsal dengenin değişmesi sonucu ortaya çıkan ve canlıyı

‘Kcumı A ‘Sen ilahi olanla tam ve bütünsün ve ruhtan ayrı olmayansın. Yani Ben Ben’im’

türlü tepkilere sürükleyebilen içten gelen gerilim”… Evrenin başlangıcında sizce korku var mıydı? Tanrı dünyayı korkuyla yaratmış olsaydı bizler ucube varlıklar olmaz mıydık?” Ya da şöyle sorayım: “Tanrı dünyayı sevgiyle yaratmış olmasaydı bizler bu duyguyu nereden bilecektik?” O zaman karşımıza iki durum çıkıyor. Sevgiden başka bir şey yoksa, korku onun zıt kutbu değil sadece illüzyon halidir. Sevgi tektir ve ondan başka her şey mahvolmaya mahkumdur. O zaman neden bizler korku illüzyonuna düşüyoruz? Algımızla bu kadar oynayacak kadar ve biz onu gerçek zannedecek kadar olaylar içinde kendimizi buluyorsak bizim buradan çıkmamız mümkün mü? O zaman algımızla gerçekten oynanıyor olabilir mi? Dürtüler haline gelen duygular, kasti olarak ekiliyor olabilir mi? Peki bunu yapan kim? Tum bunlar bizim kendi özümüzdeki sevgiden uzaklaşmamız sonucu içine düştüğümüz tuzaklar. Bir daha bir korku duygusuyla karşı karşıya kalırsanız lütfen kendinize şunu sorun: “Bu bana mı ait?” Eğer yine başa çıkamıyorsanız, bu sefer de şunu söyleyin: “Korku duygusu hakim oldu ve ben şimdi onu salıveriyorum.” İki seçenek var; ya korkuyla kendimizi korkutmaya devam edeceğiz ve davetsiz misafirlere kötü ev sahipliği yapacağız; ya da sevgiden başka bir varlık olmayan bilince uyanacağız. Bu kalben uyanışın ve “Benim” varlığımızın ortaya çıkışıdır.

ŞUNU HEP HATIRLA!

Kendimize sık sık özümüzle olmayı, ruhumuzun, bilincimizin, kalbimizin açık olduğunu hatırlatmalı ve akışta olmayı seçmeliyiz.

DNA Aktivasyonu _26.jpgDNA Aktivasyonu _7.jpgDNA Aktivasyonu _2.jpgDNA Aktivasyonu _13.jpg

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir