Fransa’nın En İyi Otelleri

Les Pres d’Eugenie: Dünyaca ünlü şef Michel Guerard ve eşi Christine’e ait bu muhteşem otel, denizden içerde ve tam anlamıyla bir aile sıcaklığına sahip. Artık 80’lerini süren şef hâlâ mutfağa giriyor; işletmeyi yürütenler kızları Adeline ve Eleonore. Guerard’ın Huchet Sahil Evini kiralayabilirsiniz ancak en az üç gece şartı var. 334 Rue Rene Vielle, Eugenie-Les-Bains. Konaklama 270 dolardan başlıyor.

Hotel du Palais’mn görkemli cephesi; otel hâlâ kraliyet ailesi mensuplarıyla Hollywood starlarını ağırlıyor (üstte). Otelin restoranlarından birinden detay (altta).

Gourmande menülerini inceliyorum. Buradayken insanın kendini yemek konusunda kısıtlaması delilik bence, bu yüzden seçimlerimi gönlüme göre yapıyorum. Tecrübelerime dayanarak, üç Michelin yıldızlı bir restoranda hem yemeklerin hem servisin adeta ameliyathane ciddiyetinde olmasını bekliyorum. Ancak, bütün o rafine zarafetin yanında öyle gösterişten uzak ve samimi ki her şey, yemek keyfe dönüşüyor.

O gece tattığım her yemekten bahsetmeyeceğim ama birkaç tanesi özel olarak konu edilmeyi hak ediyor. Guerard’m yarattığı en meşhur yemeklerden biri krema, tereyağı, taze soğan filizleri ve arpacık soğanla yavaş yavaş pişirilen tek bir yumurtanın kabuğuna geri konup üzerinin havyarla süslendiği yemek. Seramikten yapılmış, tavuk ayağı şeklindeki bir standın üzerinde yumurta kabuğunun oluşturduğu çanak içinde servis ediliyor. Bu son derece hoş ve sürprizli yumurta yemeği nefis bir başlangıç oluşturuyor. Garsonların güleryüzlü, samimi servisleri, şarap ve yemek menüsü konusunda size bilgi verirken gözlerinden taşan şevk, odun ateşinde pişmiş, soğan ve şeftali kreması eşliğinde servis edilen yarım ıstakozu mideme indirmemi seyrederken duydukları keyif mutlaka bahsedilmesi gereken detaylardan. Güvercin kıymalı, mandalinalı ördek, yerel mantarlarla doldurulmuş mantı yemeği oreiller de denenmeli. Tatlının ardından hafif sarhoş ve tıka basa doymuş olarak bahçeye dönüp kahve ve mignardises ile ziyafeti tamamlıyorum. Serin bir gece, havada yasemin, portakal çiçekleri, lavanta ve biberiye kokuları var. Çeşmelerden gelen su sesi yemek salonunun gürültüsünü bastırıyor, çınar ağaçları ışıklandırılmış. Cennette gibi hissediyor insan.

Sabah, odama gelen kahvaltının ardından, (burada koşul bu, yatakta kahvaltı ediliyor) Biarritz’in bir saat kuzeyinde yer alan ve Guerard krallığının uç noktası olan Huchet Sahil Evine gidiyorum. Yol boyu, çarpıcı güzellikte bir kadın olan Madam Guerard’la sohbetimizi düşünüyorum. Buralardan bahsederken nasıl da gururlu. Eliyle araziyi gösterirken, “Çılgınca geliyor değil mi” diyor, “Biliyorum ama hayat öyle bir şey zaten, mutlu olmak için gerekli bu. Burası da bizim çılgınlığımız işte.”

Bir çıplaklar kampı tabelasının, ardından da kay kay yapan çocukların yanından geçiyorum. Tavanına sörf tahtaları bağlanmış saçları örgülü bir adam, külüstür bir minibüsle geçiyor yanımdan. İnsan kendini Kaliforniya’da sanabilir, öyle ki Huchet’e vardığımda personelin Fransızca konuşmasına şaşırıyorum. Claudine adındaki kahya kadın burada hemen hemen her şeyden sorumlu, bir de sessiz, mahçup bir aşçı var.

Ana bina 1858’de Baron Charles Boulart tarafından av köşkü olarak inşa ettirilmiş. Bölgedeki hiçbir yapıya benzemiyor. Çatı kırmızı kiremitlerle kaplı, dış duvarlar sarıdan, Moab kırmızısı kontürlü. Şu anda Pavillon Anglais olarak adlandırılan yerde misafirlere yemek servisi yapılıyor. İki adet misafir kulübesi var, her ikisi de eski, gri ahşaptan yapılmış ve çok güzel restore edilmişler. Bir tanesi eskiden tekne barınağıymış diğeriyse marangoza ait bölümmüş. Bu minik evler, Eugenie’deki odama benzemekle beraber okyanusla daha uyum içinde bir sadeliğe sahip.

Les Pres d’Eugeme’dm bir bahçe manzarası , burası sahille dağlar arasındaki bağlardan biri.

Sonsuza uzanan kimsesiz bir kumsal

Kum tepeleriyle çimenlerin arasındaki ahşap bir yürüyüş yolundan denize ulaşıyorum. Plaj her iki yöne doğru adeta sonsuzca uzanıyor, insana kimsenin bilmediği vahşi bir tabiat parçasını keşfetmiş hissini veriyor. Eugenie de böyle hissetmiş olmalı. Durmadan kum tepelerinin arkasından turist yığınlarının çıkıp gelmesini bekliyorum elimde olmadan ancak yalnızca bir balıkçı, köpeğini gezdiren bir kadın ve top oynayan iki çocuk var ortada. Dünyanın en çok turist alan ülkelerinden birinde, Fransa’da olduğuma inanmak güç.

Uzun deniz sefası ardından odamın banyosundaki şahane mermer küvette banyo sonrası giyinip Pavillon

Anglais’i çevreleyen ahşap verandaya iniyorum.

Claudine batı tarafında bir masaya oturtuyor beni, sonra önüme bir başlangıç tabağı koyuyor, süt dana kıymasıyla doldurulmuş hindiba. Bir şişe de rose açarak kadehime dolduruyor. Güneş batıp gökyüzü şampanya rengine kesince, bir şöminenin yandığı yemek salonuna geçiyorum. Yerel yeşilliklerden yapılmış salata ve sebzeler, taze ceviz, yaban havuçlu kalkan filetosu ve üç küçük çilekli tarttan oluşan yemeğimi yiyorum. Gösterişten uzak, harika bir yemek, kusursuzluğu ortamla tam bir uyum içinde, Guerard’m lezzetleri dengelemekteki ustalığı her yerde kendini belli ediyor.

Bir kadeh de kendi yapımları olan Armagnac’tan içip kum tepesine yürüyorum, bu kez amacım okyanusu değil oteli seyretmek. Gökyüzü laciverde dönmüş. Pavillon Anglais’i görüyorum, balığın piştiği mangalı, içindeki közleri, hemen onun arkasında, bu gece, aylardır olmadığı kadar huzurla uyuyacağım küçük kulübemi. Gecenin sonunda odama döndüğümde pencerelerin açık bırakılmış olduğunu memnuniyetle fark ediyorum, içerisi mis gibi okyanus ve kekik kokuyor.

Müsait odalar Özellikler Aklınızda bulunsun Şu detaylara dikkat ...Dünyanın en iyi Türk otelleri foto galerisi 1. resimOludeniz beach : has some incredible views and is situated in the ...

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir