En Çok Okunan Kitaplar

SAKSI OLMA, TARLA OL!

Talyaa Vardar, Akış Oyunu kitabıyla oldurtmanın gücünden bahsediyor ama “meleklerden ya da evrenden istemenin” bir tür kolaycılık olduğunun da altını çiziyor.

Kitabı yazmadan önce aklınızda ne vardı? Onu kimlerin okumasını istiyordunuz?

Çok samimi söyleyeyim. Şunlardan çok sıkıldım; “evrene çağır olsun, meleklere söyle, Cebrail’e ilet” vesaire… Bir kolaycılık, kadercilik var yani. Ben durayım ama evren benim yerime çalışsın modu bu. Bunlara bir cevap olarak yazdım aslında. Çünkü öyle olmuyor, çünkü bu doğru değil. Doğru olsaydı hepsi köşeyi dönmüştü, sevgili bulmuştu, aşk içinde yüzüyordu. Hayat öyle bir şey değil. Hayat “kendinin oldurtma” süreci. Şansımızı kendimizin yarattığını düşünüyorum ben mesela. Kimisi sadece spritüal dünyada arıyor bunu, sanki oradan bir şey gelecekmiş gibi. Kimisi sadece akıl ve mantıkla yaşıyor. Kimisiyse sadece duygu ve aşkla ilerliyor.

Beş kapıdan bahsediyorum kitapta. Duygu Kapısı, Sevgi Kapısı, Akıl Kapısı, Mana Kapısı ve Beden Kapısı. Biz bu beş kapıyı yani kendi sorumluluklarımızın kapısını sahiplenirsek ve orada bir irade koyabilirsek ortaya, kendimiz

için bir şeyler yapabiliriz. Kendi mutluluğumuzu sahiplenmekle ve oldurtmakla ilgili de ayrıca. Ben insanların sahip oldukları o enerjiye sahip çıkmasını istiyorum. Çünkü saksı değiliz biz. iki metaforum var: Kimisi saksı, “içime bir şey koysunlar da yetişsin,” diye bekliyor. Kimisi de tarla olmak, toprak olmak, bir şey yetiştirmek istiyor. Ben de diyorum ki, saksı olma. Tarla ol, toprak ol, bütünleşik yaşa, bir şey yetişsin. Ona, o güce sahip çık.

Kişisel gelişim kitapları son dönemde çok “moda”. Ve bu kitapların takipçilerinin karşısında bir de, “Hayatta okumam!” diyen bir grup var.

Keşke bu kitaplar çok fazla insana dokunsa. Zaten farkındalık neyle oluşur? Yani toplumsal farkındalık neyle oluşur? Bu ancak çok insanın sorgulaması, okuması ve düşünmesiyle olur. Keşke dokunsa o kadar çok insana. Bu kitap, kolaycılığı değil de, kendi oldurtma enerjisini seçtiriyor kişiye. İçinde bunun için yöntemler var. İnsana bu farkındalığı yaşatmak amacı. Kişisel gelişimle ilgili kitaplara tepki veren insanlara da katılıyorum bu arada.

O insanların tepkisi bir yüzeysellikten kaynaklanıyor. İşte kolaycılık getiriyor bu yüzeyselliği. O yüzeysellik de zaten az bir bilgiyle ya da az deneyimle çok biliyormuş gibi davranmaktan kaynaklanıyor. Popüler kültürden olmak adına bir sığlık bu. İnsanların tepkisi de işte bu yüzden. Akış Oyunu, mecburen kişisel gelişim rafına girdi. Oysa yurt dışında, psikoloji, “self help”, “self care” gibi ayrı bölümler var. Kişisel gelişimin içi boşaltıldığı için, üç günlük eğitim alan kendine kişisel eğitim uzmanı dediği için insanlar tepki gösteriyor. Kişisel gelişim uzmanı ne demek? Ne iş yapıyorsun? Bunlara tepki duymuyorum ama şöyle düşünüyorum. Farkındalık kimsenin tekelinde değil. Ama kolaycılık beni rahatsız ediyor. Kahve falı baktırıp, aksiyon beklemek kıvamında bir kişisel gelişim anlayışı doğru değil. O bir şey oldurtmuyor zaten. Sevgilisi yok ve aşkı arayan bir kadın, kişisel gelişim uzmanına gidiyor. Uzman ona kadının birlikte olmak istediği adamı hayal ettiriyor ve bu bir seans oluyor. Bu çok yanlış. Yani teknik olarak da yanlış. Ben “sen değişirsen, dünya değişir,” diyorum.

Enerjinin sorumluğunu almak kısmını biraz daha açabilir misiniz?

Diyelim ki kendisine acıyan bir insan var ve acıma döngüsünü devam ettiriyor. Sürekli kendine acıyor ve bunun sorumluluğunu kendisinde bulmuyor. Hep başkasında kabahat, yöneticide, sevgilisinde, kocasında, iş yerindeki diğer insanlarda. Halbuki bunu kırabileceğini bir fark edebilse, daha farklı bir şey olabilir. Acıma haliyle yaşamak

FARK ET VE DURDUR SORU SOR!

“Düşük rezonanslardaysanız ve oraya odaklanırsanız orada kalırsınız. Farkında olmak yeterli değil, ama bu aksiyona değiştirmek davranışa dönüştürmek önemli olan.” zorunda değilim dese mesela, o noktada acıma enerjisi dönüşmeye başlar. Kendisine acıdıkça, zaten kendisine acıyacağı durumları tezahür ettiriyor, bunu kırdığı noktada da acıma durumunu hemen kırmayacak evet, ama o alışkanlık durumunu her fark edişinde bunu kendine şefkat duymaya çevirebildiği anda ona şefkat duyan insanları ve durumları kendine çekmeye başlayacak. Bir süre sonra ben bu şefkati sevgiye dönüştürebilirim [ dediği vakit, kendisini sevecek insanları hayatına çekmeye başlayacak. Ben bu sevgiyi başarıya dönüştürmek istediğinde, başarıyı hayatına çekecek. Ama tabii bununla ilgili çaba gösterip aksiyon almak “evrenden” beklememek lazım. Bunu hem terapide, hem koçlukta binlerce danışanımda denedim.

En Çok Okunan Kitaplar _3.jpgEn Çok Okunan Kitaplar _0.jpgEn Çok Okunan Kitaplar _1.jpg

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir